Home
Türkiye Mecburiyetinde Ya...ya...lar PDF Yazır e-Posta
Cengiz tarafından yazıldı   
Pazartesi, 03 Mart 2008 20:08

 

Sadece izlemekle yetinenlerin farkettiği, bir de başka bir yerden varoluşlarıyla karşı çıkanların, sürekli konuştuğu bir tarzda yazı bu.Başlığa uygun olmayan, zorunluluk değil, sorumluluk halinde dökülen sözcükler.Sözcüklerin şeyleri kovaladığı şeylerin meylerin olduğu masada, basamakta duranların otomatik kapı çarpmadan önceki "durmak için basınız" düğmesine basmaya çalışırken bir yandanda "ilerleyin arkada boş yer var" diye hep ileriye bakanların geride olduklarını iddia ettikleriyle ilişkilerini açığa vurmaya çalışırken "ya orta kapıdan ya arka kapıdan ineceksin" tercihlerine mecbur bırakılanların, ikiside değil demeye çalışanların durdurduğu yada inmediği toplu taşıma araçlarından bahsediyorum, birde toplu taşıma aracı kullanmayanlar var,konu dışı, yürüyenleri demiyorum yürüyenler bizleriz.

Her ne kadar yazdıklarımızı,söylediklerimizi kısacası ,kısa sözcüklerimizi sarfederken kendi yarattığımız gündemimizi yaşatmaya çalışsak dahi,bir şekilde medyanın konuştuğu,medya yoluyla insanların diline pelesenk olmuş sözcükler,cümleler,sorular dökülüveriyor hele birde bilgi,bilişim teknolojilerinin yayıldığı günümüzde,ki bu sözcüklerde kimbilir kaç kez çıktı birilerimizin dağarcığından, olan olaylarla zamanın mod12 'ye göre ölçüldüğü sürelerin birbirine yakın anlarda tepki verişimiz doğal hale geldi.

Medyanın tarihini düşündüğümüzde ise bir yerlerde insanlar gazete basıldıktan belli bir süre sonra,günü aşacak şekilde,havadisleri alıyordu.Neyi değiştiriyor anında tepki vermek,hatta her verdiğimiz refleks doğru mu yada refleksler yönlendirilebilir mi?Bir kaç gün sonra öğrenilen havadislere insanlar tepki verince sürece etkide bulunmuyorlar mıydı,Paris Komünü oluşurken her gazete günü gününe mi ulaşıyordu insanlara, 1 Mart'ta tezkereyi durduran kalabalık Ankara'da bir günde mi toplandı,tarihi etkileyen olaylar bir günde mi oluyor sanıyoruz?

Ama güncellik di mi?Kitle iletişim araçlarını yadsımıyorum,bilgi teknolojilerini kullanmayalım demiyorum,lakin sorduğum başka bir soru,bizim gündemimizi belirleyenleri yada sebepleri soruyorum, yada tartışmalarda tarafları oluşturan ilk soruları göz önüne itenleri.Sözcüklerin şeyleri,şeylerin simgeledikleri, simgesel tartışmalar, işte burda soruyorum "Türban yüksek öğrenime girmeli mi,türbana karşı mısın" diye sana sorarlarken örtülü ödeneği hatırlıyormusun, "Kara harekatı yapılması iyi mi sence?" diye sorarlarken susurluk kazasını hatırlıyor musun? Tersane işçileri grevi haberini okurken bergama köyünde ne oluyordu hatırlıyor musun?Yarın petrol fiyatlarından bahsedeceğiz ,yarın bugünkü harekatta ölenleri hatırlayacak mıyız, yoksa bizim için yüksek belirlenimli gündemde , bu gündemin figürleri sadece istatistiklerden,yada televizyonda bir-iki dakika sunulan anaonslardan mı ibaret? Orada sadece figür olanların gündelik acılarını seçim dönemi hariç hatırlayanlar var mı? Veya biz bugün bunları konuşurken yarın konuşacaklarımız bugünden belirlenirken , ne kadar etkiye sahibiz? Sorduğumu netleştirirsem acaba kendi konuştuklarımızı seçerken ne kadar seçim hakkına sahibiz?

Soruları ironik bir soruyla tamamlarken söylemeye çalıştığım insan kendi konuştuğu konu başlığını bile seçemiyorsa,hayatta yaptıklarımızı hatta reflkeslerimizin sağlıklı olduğunu iddia etmemizde ilginç bir tutum.Hele ki bize 'ya orta kapıdan inceksin ya arka kapıdan inceksin' derlerken, türbana karşı değilim,kılık kıyafet serbestliğinden yanayım,çevremde sohbet ettiğim bir türban takan kadın bulunmuyor, beni ilgilendirmiyor kılık kıyafeti insanların,buyursunlar üniversiteye girsinler ben , ataerkil toplum yapısının,aile denen kurumun ergenlik öncesi çocukların tercihlerindeki dayatmalarına karşıyım, türbanı estetik bulmuyorum,ama ergenlik dönemini tamamlamış kadınların tercihlerinede saygı duyuyorum tartışacağım konu bireyin üzerindeki ailenin baskısı veya inanç özgürlüğü kisvesi altındaki emirler ve yasaklarla ne kadar özgür olunabileceği,her akşam alkol alırım az da olsa, kemalizmi faşizme yakın buluyorum,sadece bugünkü durduğu yere bakarak,karşısına konulanı ise bir o kadar tutucu ve möuhafazkar buluyorum diyorsak, neresi ilerisi neresi gerisi belli değil, peki ilerleyelim, biz galiba yanlış otobüse binmişiz!

Mustafa Kemal'i ergenlik döneminde sevmemeye başladım, açık ve net ifadesi bu, sevmek mecburiyetinde miyim?Tekrar sorguladım,baştan, hiç bir tarihsel gerekçe de göstermiyorum ,hala da sevdiğim söylenemez, bana neden bu soru soruluyor ki?Mustafa Kemal olmasaydıyla başlayacak tüm cümleleri,tüm soruları yöntemsel açıdan yanlış olduğunu düşünmem dolayısıyla reddediyorum,benim tartışmak istediğim konuları seçememem şu soruyu sorduruyor acaba seçebileniniz var mı?Diyorum ki bildiğiniz başka bir toplu taşıma aracı var mı farklı sorular soran?

Halkın maneviyatına saygısızlık mı ediyorum,ben de bu halkın çocuğuyum, askerlik yapmak istemeyenlere inanılmaz saygım var,bu coğrafyadaki ilk vicdani retçi 7 Ekim 1996 Osman Murat Ülke'yi de anarak ifade etmeye çalıştığım askerlik yapıp yapmayacağımıda bilmemem,diyorum ki bu harekat yada yıllardır sürdürülen savaşta ölen arkadaşlarımıza,şehit demezsem terörist mi olurum? Bizim savaşımız değil dersem Bülent Ersoy, cinsel tercihlerinden dolayı ötekileştirilenlerin yanına mı iter bu toplum beni? Halkı askerlikten soğutma suçta insanlarımızın ölmesini isteyen, 10.000 daha veririz Musul'uda ,KerküK'üde alırız diyip kelle sayısını istatistiğe vuran zihniyetin suç olmadığı bir ülkede, toplu taşıma kullanmak isterken biletimizi erken kesmeleri de tesadüf mü 19 Ocak'ta olduğu gibi...

Şimdi benim yazmak istediklerimi mi , yoksa gündemin beni sürüklediğini ifade ederek, yine gündemi belirleyenlerin sorduğu sorulara verebileceğim olası cevapları mı yazdım,galiba toplu taşıma kullanamayacağız,verdiğimiz cevaplar ya...ya... kalıbının dışındaysa,biz yayayız,yürüyoruz ve sanıyorum ki bağımsız medya mümkün!

Yaşadıklarını yazan,yazdıklarını yaşayan insanlar ,birlikte,birarada,beraber!

Yazdıklarınız,çizdikleriniz,tasarımlarınız,fotoğraflarınız paylaşılır!

Son Güncelleme ( Pazartesi, 03 Mart 2008 20:28 )
 
Sonra Yapılacak Tek Şey var PDF Yazır e-Posta
Cengiz tarafından yazıldı   
Pazar, 02 Mart 2008 14:28

Sen. Makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. Yarın sana yarın su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Tezgâhı ardındaki kız ve büroda çalışan kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Fabrika sahibi. Yarın sana yarın talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Gemideki kaptan. Yarın sana buğday taşımayı bırakıp tank ve top taşımanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Cübbesinin içindeki yargıç. Yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Tren istasyondaki. Yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için sinyal vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Köydeki. Sen. Kentteki. Yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Normandiya'daki ana, Ukrayna'daki ana, sen San Francisco'daki ve Londra'daki ana. Sen Hoang Ho ve Missisippi kıyılarındaki ana. Sen, Nepal'deki ve Hamburg'daki, Kahire'deki ve Oslo'daki ana; yeryüzünün dört bir yanındaki analar, dünyanın tüm anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!....Analar, HAYIR deyin!
Çünkü hayır demezseniz analar, eğer hayır demezseniz, işte o zaman, Pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde iniltiler çıkaran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin miskin yalpalayacaklar; daha önce ışıltılar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, çürük, sayrı, ölü kokular yayılacak...
Tramvaylar, iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi eğrilip bükülecekler ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı, yitik sokaklardaki damları delik deşik barakaların ardında, teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin yanı başında, patlamış taç yaprakları gibi öylece uzanacaklar...
Çamur rengi, ağır, kurşun gibi bir sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm obuluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine ürkünç, açgözlü ve önlenemez bir biçimde çöreklenecek...
Bunların hepsi olacak...
Altın sarısı, sulu üzümler bakımsız yamaçlarda çürüyecek, pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak, patatesler sürülmüş tarlalarda donacak, ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları ters çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi göğe dikilecek....
Enstitülerde, büyük hekimlerin dâhice buluşları çürüyüp küf tutacak....
Son un çuvalları, son çilek reçeli kavanozları, balkabakları ve vişne suları mutfaklarda, odalarda, kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda bozulup heba olacak; devrilmiş masaların altındaki, paramparça tabaklardaki ekmek küf bağlayacak, tereyağlar arap sabunu gibi kokacak; tarlalardaki ekinler, paslanmış sabanların yanı başında bozguna uğramış bir ordu gibi boyunlarını bükecekler; fabrikaların çimenle örtülü tüten bacaları un ufak olacak....
Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yer altı sığınaklarına çarpıp parçalanacak. Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak....
Bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece, eğer...eğer...eğer...HAYIR demezseniz!

Walfgang Borchert Çeviri:Celal Üster

 
13.1.2008 PDF Yazır e-Posta
SiyaTik tarafından yazıldı   
Salý, 12 Þubat 2008 17:18

13.01.2008

SİYÆTİK,Beşiktaş Misket Şarap Evi’nde ev şarabı eşliğinde siyah-kahverengi torbanın içinden çıktı.Rakı,ev likörü,viski,votka,bira,ceviz rakısı ardından dolmuşla Taksim bir duble rakı daha ardından dolmuşla Ataköy,uyuyup uyandığım için,alkolün davranışlarımda,konuşmamda bir ayrım yaratmadığının farkındaydım, kalbimde aşk var,doğumunun saat itibariyle bir sonraki günü evimin önündeydim kaldırımdan yürüyordum karşı kaldırıma geçmek üzereydim yoldan yürüyen iki insan iki insan durdu baktı ben yoluma devam ediyordum ki:

-Kimliğinizi görebilirmiyiz?

Sokakta ışık olmadığı için kimliğimi göstermemi isteyenlerin polis memuru olabileceğini düşündüm.Polis üniformasınıda görünce bu yöndeki fikirlerim yoğunlaştı.

-Evimin önündeyim,alkollüyüm,doğum gününden geliyorum Polisin herhangi bir şüphesi olmadan kimlik göstermemi isteyebileceğinin yasal olup olmadığını bilmiyorum.Benden şüpheleniyorsanız, şüphe konusu olan nedir?

-Polis kimlik görmek istemesi yasaldır.

- Alkollüyüm, doğum gününden geliyorum,evimin önündeyim.Bu saatte temiz bir vatandaş olarak alkol alıp evime gidemez miyim?Şüphelendiğiniz nedir? Ortaköyde eve alkollü giderken kimliği göstermemi istemezlerken, burada istemeniz sebebi nedir, aradaki fark nerden geliyor?

-Burası tenha bir yer.Çakmağın var mı?

-Var.

Polis memurunun sigara(Davidoff Classic-Bordo renkli olan) sını liseden beri kullandığım siyah cricket çakmakla yakmasını sağlıyorum,çakmağı cebime koyuyorum.

-Yasal olup olmadığını bilmediğim için benim ne konuda şüpheli olduğumu söylemediğiniz için kimlik göstermek istemiyorum.

- GBT,Genel Bilgi Tarama, sorgulatacağız.İstersen karakola gidebiliriz.

Evimin sokağının köşesine doğru yürüyoruz.

-Polis,benim can güvenliğimi sağlıyor,bu yüzden kimliğimi gösterebilirim.

Kimliğimi sağ arka cebimdeki cüzdanımın içinden çıkarıp sağ elimle gösteriyorum.Polis, elimden kimliğimi almak istiyor Polis memuru sağ elinde cep telefonu,sol eliyle kimliği almak üzere dokunuyor.

KimliÄŸimi vermiyorum.

-Versene ÅŸunu.

-Kimliğimi görmek istediniz gösterdim,kimlik nosuna bakarak GBT sorgulatabilirsiniz. Benim elimdeyken de bakabilirsiniz

-Karanlık burası.

-İsterseniz daha aydınlık bir yere geçebiliriz.

-Ver ÅŸunu.

-Sizin polis olduğunuzu nerden bileyim?Siz kimlik gösterin anlayayım.

-Ver ulan.

-Vermiyorum.Size arkadaşım diye hitap ettim,terbiyesizlik yapmadım.Avukatımı aramak istiyorum.

-Ara.

Evimin sokağının köşesinde olduğum için önce ailemi aradım.Sağ elimle cep telefonumda kayıtlı olan numarayı ezberden çevirdim,sol kulağıma koyup konuştum.

Oraya geleceğini söyledi.

-Aradığın avukatmıydı?

-Hayır,ailemdi.

Sağ elimdeki kimliğimi almak için polis memurları şiddet kullanmaya başladılar.

-Ver ulan ÅŸunu.

-Vermiyorum.Göstermemi istediniz gösterdim.

Ekip otosu geldi,otodan inen memur:

-Ne oldu ?

Polis memuru cevap verdi.

-KimliÄŸini vermiyor.

-Kimliğimi göstermemi istediler,gösterdim.

Polis memurlarının sayısı gittikçe arttı.Kafama,vücuduma yumruklar başladı,yere düştüm, sol bileğime kelepçe taktılar polis memurları sağ elimde kimliğimi bırakmadım.

-Ver lan ÅŸunu,kesin bir ÅŸey var bunda.

‘Şey’ ‘Aşk’ olarak düşündüm.

Kafama,vücuduma vurmaya devam ettiler yerdeyken,

-Ver lan şunu,kesin bir bok var bunda.Hırsız mıdır,terörist midir, nedir?

‘Bok’ ‘İllegal Madde’ olarak düşündüm.

-Yaptığınızı Türk polisine yakıştıramadım,size arkadaşım diye hitap ettim,terbiyesizlik yapmadım.Temiz vatandaş çıkarsam özür dileyecek misiniz benden?

‘Türk polisine yakıştıramadım’ dediğimde damarına basmış olacağım ki polis memurlarının şiddet kullanımı arttı.Ekip otosuna bindirmek istediler.Binmek istemedim

-Yürütelim bunu.

İtip kakarak,sol kolumu sırtıma çevirerek yürümeye başladık,yumruklar devam ediyordu.

-Rahat bırakın,yürüyeyim.

Karakolun önüne geldiğimizde şiddet kullanımı arttı.Sırt çantamın öngözünden okul ajandası,mp3 player,cd,anahtarlar,iki adet A4 boyutunda kareli defter kağıdı fırladı.Tam binaya girerken.Ailem geldi.Polis memurları yedikleri haltı anlayınca bir anda nezarete giderken içerdeki odaya geçtim.

İçerdeki odadaki polis memuru,binanın içini,odanın dışını kastederek

-Dışardakiler daha deneyimsiz.

-KimliÄŸini vermemiÅŸsin.

-Kimliğimi göstermemi istediler,gösterdim.

-Polis olduklarına inanmamışsın,şimdi kimliğini verir misin?

-Kimlik göstermek bu kadar zor muydu?,ailem gelmeden vermem.

Ailem kapıdan gözüktü.

Masanın üstüne nüfus kağıdımın konmasını sağladım.

Deneyimli olduÄŸunu iddia eden polis memuru;

-Biz sizin güvenliğiniz için varız.

-Bu yüzden kimliğimi gösterdim.

-Polis memurlarının polis olduğuna inanmamışsın

-Bedaş görevlisi olduğunu söyleyene fatura ödemediğim gibi, polis üniforması giyeninde polis olduğunu algılayamayız di mi?

-O saatte kimse beline silah takıp polis üniformasıyla dolaşmaz.

-Kimliğimi bu yüzden gösterdim, ama vermedim. Şüphelendikleri konuyu söylemediler

Tam bu anda çantadan fırlamış olan 39 adet bir arada duran anahtar masanın üstüne geldi.

-Hırsızlar bu kadar fazla anahtar taşır.

-Yıllardır bulduğum,daha önce kullandığım anahtarları biriktiriyorum,koleksiyonum.

-Karşılıklı yanlış anlama olmuş.Sende polis olmadıklarından şüphelenmişsin

-Polis memurları,kimliklerini göstermediler.

-Kimlikleri sahtede olabilirdi.

-Benim kimliğimde sahte olabilirdi.Ben sadece bir özür bekliyorum,ben hata yapmışsam özür dilerim.

Darp eden polislerden memurlarından birini getirdiler.

Konuşmaya başladım.

-Bir hatam olduysa kusura bakma.

Anlatmaya,konuşmaya çalıştı.Susturdum.

-Benden kısaca özür dile,bana anlatma,uzatma.

-Kusura bakma

Polis memuruyla el sıkıştık.

Konuşma biraz daha sürdü.Binanın içinde iki masa bulunan odaya geçtik.Polis memurları çay getireceklerini söylediler.

Sol elimde kan vardı,düştüğüm için, karakolun tuvaletine girdim

Deneyimli olduğunu söyleyen polis memuru,

-Devletin sabunuyla,suyuyla iyice yıka elini.Devlet veriyor sabunu.

-Devlet Parasız Yatılı okudum,iyi bilirim,oda numaralarım 40,15,60,11

-Hangi lise?

-Kadıköy Anadolu-Maarif

İki masa bulunan odaya geçtik,çaylar geldi.İçerde sigara içildiğini algılayınca Sigara(Camel Natural Flavor)mı yaktım.

-Okulda konser düzenliyorduk, polisler güvenlik sağlamak için gelmişlerdi, ben çay ısmarlamıştım,ödeştik.Masanın üzerinde olan ev telefonunu işaret ederek dahili mi dışardan da aranıyor mu?

Ben dışardan derken bina dışını kastettim.

-Karakol telefonu aranıyor.

-Arabaların plakalarındaki bandrolün mavi olması gerekiyor diye düşünüyorum, kırmızı çıkartma yapıştırıyorlar yasal olup olmadığını biliyorsanız söylerseniz sevinirim.34 TBU ,34 DT 4664,77 AR 772,34 ATA 63. Ortaköy de görünce duran bir arabada 34 DT 0328 baktık çıkartmaymış

-Yasal olmaması gerekiyor.

-Görünce trafik polisine ihbar edin.

-İhbar etmem.

Üniversite eğitim durumu üzerine biraz konuştuk.

Bana göre soldaki masanın sandalyesinde oturan aileme:

-Telefon numarasını ezberden çevirdi.

-O aklında tutuyor numaraları,isimleri soyadları

Bana göre sağdaki masanın sandalyesinde oturan :

-Şimdi sizi hastaneye götüreceğiz.Darp yoktur raporunu alırsanız sabaha kadar burda tutmayız sizi.İş uzamaz.

Tekrar içerdeki bir masa bulunan odaya geçtik.Çantadan fırlayanları çantanın öngözüne koyduk.Kağıtlar birarada durduğu için bir yüzde barışın adı soyadı mail adresi,satranç kulübüyle ilgilenenlerin adı soyadı,mail adresleri, kağıt benzer kağıt bir yüzde 2 telefon numarası, aramadığım, mesaj attığım emekli bir avukatın numaraları.

Ekip otosuna ailemle birlikte bindim.

Yolda sohbet polislik mesleğinden açıldı,okullar üzerine konuştuk.

-Benim dayımın oğlu polis, Yeşilköy’de

-Öz mü?

-Öz

-Adı ne?

-Mustafa

Hastaneye gelince,doktorun darp raporunu yazacağı kapının önünde açılmamış bir paket Samsun 216 paketini açtım,içinden bir dal sigara aldım.

Darp eden polis memurlardan biri, doktordan sonra içmem için yalvarır bir edayla rica etti.

-Tamam,dedim.

Kimlikteki fotoğrafıma bakıp Çankırı dan bir arkadaşına benzetti.

-İşte fark orda,diye kendi kendime söylendim.

Doktor geldi.Baktı bana :

-Var mı bir şey?

Sol elimi gösterdim

-Var,kendim düştüm efenim.

Doktor polislere bakıp darp raporunu yazmaya başladı.

Polis memuru:

-BilmediÄŸimiz bir ÅŸey mi oldu?

Doktor cevap vermedi.

-Başka bir şey var mı?

-Kapsamlı olacaksa diye kendi kendime söylendim.Uzamasın istiyorum,bu yüzden yazıyorsanız…

-Vatandaşa doğru düzgün davransınlar.

Darp Raporu.

‘Şuur Açık’‘Sol el dördüncü parmakta 0,5 cm çizik.’

Karakola giderken ekip otosunu kullanan polis memuru sürekli laptoptan bahsetti,

‘Şüphe sahibine aittir.’

Karakolda yine ilk girdiğim odaya girdim,adresimi,ev telefonumu yazdırdım.

Polis memuru :

-Üzerinde metal var mı?Anahtar,kemer gibi

-39 adet anahtar var çantada,cebimde 12 adet, 1 adette kimliğin yanında,cüzdanda

-10 yazalım onu,

-Kemerin rengi?

-Siyah

-Markası?Üzerinde marka yazmıyor.

Ben bakıyordum daha marka yazıp yazmadığına.

Okul çantamın markasına baktılar.

Çantanın fermuarlı gözünde silahlarımın bir türünden epey sayıda vardı,kalemlerim.Cebimdeki metal silahımdan bahsetmedim.

4 adet A4 kağıt geldi üzerinde ‘Kimlik göstermek istemediğinden’ ‘İbaretsiz kemer’

’Yeşil okul çantası içinde 3 kitap’ ‘Saat 5.30’

Polis memurunun kol saatine baktım tam 6 dıydı,

-Saat tam 6,burda 5.30 yazıyor.

-Doktorun raporu verdiği saat,altını imzalayacaksın.Şuraya da eşyalarını tam ve eksiksiz aldığını yaz.

Yazdım ‘Eşyalarımı tam ve eksik siz olarak aldım.

4 A4’ün sağ alt köşesindeki adım soyadımın altını imzaladım.

Cebimde metal içeren silahım neydi?

Okul çantamın içinde iki kitap,13 farklı SADE 23/2, 1 adet ……. FANZİN, bir kitabın içinde orijinali,çantamın içinde tam 6

Son Güncelleme ( Çarþamba, 20 Þubat 2008 11:16 )
 
Bir Anti Modern Kahraman: Tavuk PDF Yazır e-Posta
UlaÅŸ Önder tarafından yazıldı   
Çarþamba, 30 Ocak 2008 14:32

1.BÖLÜM

İsmail o sabah her sabahki gibi gene sabah olmuştu.

ve yarın gene sabah alacaktı. Ama yarın olması için ( ki yarın olmadan sabah olamazdı) önce gece olması gerekiyordu. Bu zorundalık şüphesiz bir teknik durumdu ama bu ilginin insana evrensel bir yasa gibi gelmesi, bir zamanlar dünyanın yuvarlaklığı tartışması ( ki ne kadar gerçekten yaşanmış olduğu pek de belli değildi onun için) konusuna benzetilebilecek olsa bile; İsmail bunların hiçbirini düşünmedi. Ne düşündüğünü ben nereden bileyim.

İsmail bu sabah da her sabahki gibi tavukçuda çalışıyordu. Sadece sabahları çalışmıyordu. Aslında sabahları çalışmıyordu. İşe 9 gibi gidiyordu. Neyse. (ızdırap çektiren espiri anlayışı yoktu İsmailin) İsmail Tavukçuda tavuk kellesi uçurma işi yapıyordu. İsmail bu gidişle işe gidemeyeceğinden korkarak işe gitti. Yine tavukların kellesini uçuruyordu ki...

** Durun Makinaları Durdurun Hayıııııııır. Diyen bir haykırış duydu.

Panikleyerek makinayı durdurdu. Ne olmuştu, bağıran kimdi? İsmailin, bağıranın, ayaklarından makinanın çengellerine asılmış ve az kalsın birazdan kellesini uçuracak olan hızla dönen ve kanların süzüldüğü çelik yuvarlak bıçağa dehşet içinde bakan bir tavuk olduğunu anlaması uzun sürmedi.

"Aman tanrım nasıl olur da bir tavuk konuşabilir" gibi sıradan şaşkınlık ve hayretlere ya da "yoksa delirdim" mi gibi abukluklara kapılmadan bu durumu sakinlik ve bilgelikle kabulleniverdi ismail. Hatta "vay be ne kadar da sakin ve akıllıca karşıladım bu durumu, afferim bana " diye bile düşünmedi. Ne düşündü bilemiyoruz tabi. Tabi ne düşünmediğini de bilemiyoruz ama laf işte bizimkiler. Aslında bi bok bilmiyoruz; hepsini düşük rakımlı bi yerimizden sallıyoruz. Tabi oturur pozisyonda iken. Ayağa kalkınca rakımı biraz yükseliyor.

Neyse ,efendime söyliyeyim, İsmail, hala dehşet içinde haykıran ve çırpınan onca tavuğun içinde sakinlemiş ama oldukça şaşırmış olan tavuğu seçti. Tavuk da ona bakıyordu. Göz göze geldiler. İsmail bu anlamlı bakışların yavaş yavaş içine dalarak, kendi aklının ta derinliklerinde tavuğun sesini duydu.

 

** Beni duyuyor musun gerçekten? Makinayı durdurdun ve şimdi de bana bakıyorsun. Siz insanlar gerçekten akıllı mısınız yoksa. Yoksa sen konuşabiliyor musun?

 İsmail,cevap vermeden büyük bir sakinlik ve şefkatle tavuğu ayaklarından kavrayarak çengelden indirdi ve yere koyarak kendisi de önünde diz çöktü. ve "Merhaba" dedi. Tavuk da bu mucuzevi duruma İsmailin bu öküz sakinliğindeki yaklaşımından afallayarak yarım gagayla bir "merhaba diyebildi" ve o anda kafasında Zülfü Livanelinin "bir merhaba gönder, el oğlu duyar kardeşin duymaz" gibi sözleri olan ama tam hatırlayamadığı bir parçanın eşliğinde ve sarı kadifeden elbiseler içinde açık mor bir sahnede dans eden atletik buzağılarla dolu bir imge belirdiysede bu imgeyi saçmalığı nedeniyle tam kavrayamadı ve hemen unuttu, hatırında sadece, ancak yıllar boyu hipnoz ve telkin seanslarıyla zorlanırsa hatırlayabileceği, o kadifelerin ilginç sarı rengi kaldı. Ama büyük ihtimalle yanlış olarak kaldı ve bu ilginçliği kırmızının bir tonu olarak hatırlayabilecekti.

 Bu andan sonra tavuk, adamın bu "anormal?" davranışlarından işkillenerek, durumun gerçeküstülüğünü bir kenara bırakıp, kendisine neler yapabileceğini kestirmeye çalıştı. Ancak belki de hangi kenara bıraktığını hiç düşünmedi. Eğer düşüncelerin kafasında bir "yer" i olsa bile onu hatırlamak için bu "yer" in diğer yerlere göre ne tarafta olduğunu bilmesine gerek yoktu ya da bu benzetmede "taraf" için de bir düşüncenin diğer bir düşüncelerle konstrüksiyonlarındaki ortak elemana denk düşebileceğini düşünmedi; adamın aklına girerek, kendisine neler yapabileği ihtimallerine yoğunlaşmaya çalıştı.

 İsmail'in gözlerine bakarken düşünceleri daha bir analitik, materyalist hale gelmeye başladı ve birden kendi iç dünyasından koparak, tüm nesnelerin pratikte anlamlandığı, sertlikleri, ağırlıkları, renkleri gibi nitelikleri ve bu niteliklerinin değerleri ile anlamlandırıldığı bir evrenin içinde diğer herşey gibi ama onlardan biraz farklı bir nesne gibi, düşünen,hareket eden, hisseden ama yine de bir nesne gibi buluverdi kendisini. Ve işte böylelikle İsmail için anlamını kavrayıverdi; "acayip bir yemek". Ve yine aynı anda her ne kadar bu kadar materyalist bir dünyadaki pratik düşüncelere yabancı olsa da hemencecik, kendisinin sonunda tümden özgürlüğüne kavuştuğu bir sonu temel alarak, İsmail' in olası kişiliği, ihtiyaçları, eğilimleri ve içine girdiği olağandışı durumun, inançlarına, kültürel kimliğine bağlı olarak doğuracağı etkiler gibi şartların , ilerde yaşayacak olduğu olayları algılayışı ile ortaya çıkacak zihin sürecinden sonra davranışlarını oluşturacağı, bu sayede İsmail in iç etkileşimlerine müdahil olabileceği ve ortaya çıkacak olayların ihtimallerini göz önünde bulundurarak kabaca bir plan yaptı. Bu planı netleştirmekten de çekindi ve her olasılığa az yada çok uygun olabilecek davranışlarda bulunmaya karar verdi ama o anda yine de hiçbirşey yapamayarak öylece donakaldı.

İsmail, öyle pek parlak birisi değildi ve bu kritik anda ne yapması gerektiğini düşünmek gibi bir derdi falan da yoktu. Bir yandan ,bir tavuğun akıllı olması, duygu ve düşüncelerinin olmasına rağmen onları yediğimizi hatta kendisinin o güne kadar bu canlardan binlercesine bizzat kıymış olmasının kendisinde yarattığı suçluluk duygusunu sorgulamaya çalışıyor, bir yandan da bir tavukla nasıl böylesine güçlü bir empati kurabildiğini, bunu diğer tavuklar ya da hayvanlarla kurup kuramayacağını, bu yeteneğin başka insanlarda da olup olmadığını, Süleyman peygamberi düşünüyordu. Hatta bazen de aklına bunları düşünmeyi bırakıp tekrar tavuğun gözlerine dalarak bu sıradışı maceraya kaldığı yerden devam etmesi fikri geliyordu. Ama bir insanın bir yandan bir fikri düşünürken aynı anda diğer yandan başka bir fikri düşünmesi gibi birşeyin olup olamayacağı, bu yanların hangi yanlar olduğu gibi sorular gelmedi İsmail in aklına .Tavuk içinse İsmailin aklından bunların geçmeyeceği "hiçbişekilde bilinemez" di ama ismailin aklından geçen herşey tavuğun dünyasında bir güneş gibi ayandı.

Tavukların dünyasında iki akıl arasındaki ayrım neredeyse yok gibidir. Birbirlerinden hiçbirşey gizleyemezler. Bir tavuğun aklındaki düşünce her tavuğun aklında da vardır. Bir düşünce tüm tavuklar tarafından aynı anda sorgulanmış ve kabul ya da reddedilmiş gibidir. Tavuklar varoluşlarının bu kendiliğindenliğinde tanrının melekleri gibi yalın bir hayat yaşarlar. İşte tavuk dünyasında bir davranış da bu düşüncelere bu yüzden tamamıyla uyar. İki horozun kavgası bile en meşru ve en doğaldır. Bunun için de çok güzel bir davranıştır. Onların doğası budur ve "olağan" olan bu herşey tanrının isteğidir. Ve işte şimdi de bu doğal sosyal bilinç İsmail ile aralarında da oluşmuştu.

Tavuk için de İsmail için de sanki ezelden beri süregelen ve ebede kadar sürecek olan bu neredeyse trans halindeki bekleyişten, ikisini de bir bağırış uyandırıverdi.

 

**Bandı kim durdurdu?

İşte İsmail bu anda kendisine doğru gelmekte olan işçibaşına bu acaip durumu normal gibi görülmesini sağlayabilecek bir sürü yalan ve uydurma anlatsa bile bu "altın yumurtlayan tavuğun" canını kurtaramayabileceğini ve olayların kendi kontrolünden çıkabileceğini bildiğinden tavuğun da gözlerine birkez bakıp onun da bunu dilediğini anlayarak koltuğunun altına aldığı gibi çıkış kapısına doğru koşmaya başladı.

1. Bölümün Sonu

Son Güncelleme ( Çarþamba, 20 Þubat 2008 14:46 )
 
Hareket Bekleniyor PDF Yazır e-Posta
UlaÅŸ Önder tarafından yazıldı   
Cuma, 04 Ocak 2008 00:53

 

 Ölüyü dürtmeye korkar mısınız?

Ölü değilse diye mi  korkarsınız yoksa ölüyse diye mi korkmazsınız

yoksa korkarmısınız

hareket eden ölülerden mi, hareket etmeyen dirilerden mi daha çoksunuz?

Hareket bekleniyor.

Kralını görmeyecek olsanız bile.

Son Güncelleme ( Cuma, 04 Ocak 2008 00:54 )
 
« BaÅŸlatÖnceki12SonrakiSon »

Sayfa 1 of 2
 

Kimler Sitede

Åžuanda 1 konuk Ã§evrimiçi